balonları hava yerine suyla doldurmaktan bahsediyorum.

Kitap, müzik ve filmler üzerine yazdığım düşünceler ve bilgileri topladığım ek blog: diyalektikmutsuzluklar.tumblr.com

  1.  

    Aranızda EVS (European Voluntary Service) yapmış olan var mı?

    bana ulaşırlarsa sevinirim:

    ilk.ay.yuksel@hotmail.com veya 

    https://www.facebook.com/ilkay.yuksell 

  2.  

    dargeldiburalar:

    Sabahattin Ali (25 Şubat 1907 - 2 Nisan 1948)

    Aldırma gönül.

    (via karameldunya)

    Source: dargeldiburalar

  3.   Eren’le evin duvarlarını biraz renklendirelim dedik.

Çay bana.

Hep bu piç yerdi beni, ama şimdi düştü elime..

    Full image link →

    Eren’le evin duvarlarını biraz renklendirelim dedik.

    Çay bana.

    Hep bu piç yerdi beni, ama şimdi düştü elime..

  4.  

    Diyalektik Mutsuzluklar: Sait Faik Abasıyanık- Kayıp Aranıyor: Bir pazartesi günü idi. Günler, şu garip günler! →

    diyalektikmutsuzluklar:

    25 Aralık 2011 21:40 (Metro)- 9 ocak 2012 10:25 (British School)

    Yıl: 2002

    Tür: Roman

    Sayfa: 85

    Ana karakterler: Nevin, Konsolos Vildan Bey, Özdemir, Cemal, Kamarot İrfan…

    Sait Faik Abasıyanık: Türk öykü ve roman yazarı şair. 1906 yılında Adapazarı’nda doğdu. Babası…

    Diğer blogumdan.

    Source: diyalektikmutsuzluklar

  5.   [Flash 9 is required to listen to audio.]

     

    Yüzüme yüzüme vuruşunu seviyorum, onunla yürümeyi seviyorum, ona çıplak elle dokunmayı seviyorum.

      Kış’ın melankonik havasının nereden geldiğini düşündüm, cevap basitti. Kar. Ayaza çekmiş havada üşüyen toprağın battaniyesi, gökyüzünün beyaz konfetileri.

       Yılın ilk gününde İstanbul’dayım nasıl da coşkuyla bekliyoruz karı. Coşkunun içerisinde de geçen zamanın hüznü.

      Zaman geçiyor..

      ”Pencereden Kar Geliyor..” diyor İsmail Demircioğlu, sazıyla Erkan Oğur acının, korkunun içindeki hüznü anlatıyor. Doğuda sert geçen kış, beyaz ölüm. Bir ananın yüreğinde kalp acısı, elleri nasırlı babanın kara kışı, ekmek korkusu.

      O; sevincin, korkunun, acının, coşkunun içinde hüznüyle hiç eğreti durmaz ki. Ağır ve olgundur. Değişmeyen tarihtir.  Fatih Sultan’ın da, senin saçlarına da aynı yağar. Grinko’da, Tchaikovsky’de Fuzuli’de Modern Zaman Aşıkları’da aynı rengi anlatır.

     Kardan üşümüş ellerini sobaya tutan da, kalörifere yaslayan da aynı duygunun elleridir. 

  6.  

    Geçenlerde çalmıştık. Bozuk, amatörce görüntü ve ses var fakat, -full hd’den daha önemlisi- kendi mekanımızda dostlarla bir araya gelip bolca eğlendiğimizden hatıra olarak dursun burada. 

    Gitar/Vokal
    : İlkay Yüksel -ben-
    Gitar: Caner Yiğiter
    Davul: Ersel Erbaş
    Bas Gitar: Cem Güneri

    Stand-Art Unchain My Heart (Ray Charles)

  7.   [Flash 9 is required to listen to audio.]

     Bir daha cesaret edip bakamamıştım, sonra “kar yağıyor!” heyecanı geçip camda bir süre seyre daldıktan dönüp, okumaya başladım:

       ”Az önce; beni sevmediğini söylüyorsun ve sevmeyeceğini de garanti ediyorsun doğru mu? dedim, “doğru.” dedi. Ben onu her şey den çok seviyordum. Yıllarca seviyordum. Bir garip his. Tabii ki de gözüme bir şey kaçtı. Çok yorgunmuşum gibi hissediyorum. Ah ulan hayatımın belki en özel anlarından biri, ama bunları yazıyorum. Niye bunu düşündüm ki şimdi. Noktalama hatası yaptım mı diye bakıyorum, demek böyle oluyormuş. Cemal Süraya’nın ölümünde bitecekmiş. Ne aşk ama, bitişi bile güzel! Herkese aynı mı oluyor ki acaba? Neden hep en özel bizmişiz gibi hissederiz ki. Sabah da finalim var, onu hatırladım şimdi de. Hayatından çıktım sanırım, biraz kendi isteğimle. “Kuşlar iyice alçaktan uçuyor. Bir şey vardı hani, yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordun, oysa karışık bir anı gibi…”  ne de çok sevdim bu gece Cemal Süreya’yı içmeden sarhoş ediyor adamı. Sanırım bu günü ve bu dizleri hep hatırlayacağım. Öyle bir günde gittin ki, her şeyi de beraberinde götürdün be Nalan. Bak burada avazım çıktığı kadar bağırasım geldi, tüyler diken diken. Masamın üstü, yatağımın üstü her yer hoşaf, birbirine geçmiş. İçim dışım bir. Havucum bile yarım kaldı ki zaten sevmemiştim. Napıyorum burada amına koyim. Derin bir nefes. Yarın garip bir güne uyanacağım sanırım. Şey gibi, tsunamiden sonra.. aha yazdı. Özür dilerim diyor, sanırım üzdüğü için. Üzdü. Belamı sikti. Sonra uyu artık sınavın var diyor. Gülümsedim. Hatta gülüyorum sanırım. Trajıkomik bir gazeteyim. Nasıl garanti edebiliyor ki, o kadar sevmemiş demek ki, hatta hiç. Ürperdim. Buraya bir iki cümle yazmıştım, sildim. Başım ve sağ boyun tarafında müthiş bir ağrı duyuyorum, o tarafa haber yeni gitti herhalde ehehe. Yansımalar ne güzel. Sanırım yoruldum. Saati hatırlatıp yatmam için söz istiyor, söz diyorum, söz. Ne kadar düşünceli. Rüyaları bilmezmiş gibi uyu diyor. Hele bir güneş doğsun.
      O değil de; ağırmış.“ 10 Ocak. 02:29

    _________________________________

      Bu hikayenin sonu gelmiyor. Denedim, ama olmadı. Kendimden çok veriyorum. 

  8.  

    Bazen ilişkiler havuza girmek gibi, girerken tereddüt edersin, girince de alışır çıkmak istemezsin, çıkınca dışarıya alışırsın tekrar giresin kaçar.

  9.  

    Bazı insanlar bünyede elektrikler gittiğindeki o hissi uyandırıyor, bazıları da geldiğindeki.

  10.  

    Kitap, müzik ve sinema ile ilgili bilgileri ve yorumlarımı topladığım bir blog açtım, ilgisini çeken olursa buyursun. (url: diyalektikmutsuzluklar ) →